Duskfall Legends

Duskfall'un Hikâyesi

Küllerin Altındaki Hakikat

Güç, ihanet, intikam ve kayıp bir tahtın etrafında örülen karanlık bir fantastik evren.

Evrenin ana hikâyesi

Yedi krallığın tek bir sancak altında birleştiği Calvareth İmparatorluğu, üç yüz yıl boyunca dünyanın en güçlü devleti olmuştu. İmparatorluğun gücü, başkentin derinliklerinde saklanan ve yalnızca İlk Taht olarak bilinen kadim bir sırdan geliyordu. Efsanelere göre bu taht, yıldızların dünyaya düştüğü ilk gece yaratılmıştı. Ona hükmeden kişi yalnızca kralları yönetmekle kalmıyor, yaşayanlarla ölüler arasındaki sınırı da değiştirebiliyordu. Fakat tahtın gerçek bedelini bilen kimse yoktu.

Bir gece gökyüzündeki yıldızlar birer birer söndü. Başkentteki saray, içeriden yükselen siyah alevlerle yandı ve imparator aynı gece ortadan kayboldu. Taht odasında yalnızca külle kaplanmış bir taç ve üzerine kanla yazılmış tek bir cümle bulundu: “Bizi kurtaran kişi, bizi mahvedecek olan kişidir.” Bu olay tarihe Kül Gecesi olarak geçti. İmparatorluğun parçalanmasıyla birlikte eski ittifaklar çöktü, gizli tarikatlar ortaya çıktı ve birbirine düşman büyük güçler, dünyanın kaderini belirleyecek bir savaşın eşiğine geldi.

Ancak herkesin bilmediği bir gerçek vardı: Kül Gecesi bir suikast değildi. Yüzyıllardır İlk Taht'ın altında mühürlü tutulan bir varlık, o gece uyanmaya başlamıştı. Onu kimin, nasıl ya da neden uyandırdığını bilen yoktu; belki de hiç kimse uyandırmamıştı. Kahramanlar birbirlerini suçlarken görünmeyen bir el onları aynı savaşa sürüklüyordu. Ve bu savaşın sonunda kimin tahta oturacağından çok daha önemli bir soru cevaplanacaktı: İmparatorluğu kim yıktı, imparator neden kayboldu ve dünyayı kurtarmak için hangi hakikat yok edilmeliydi?

I. İmparatorluğun Sancakları

Aldric

Şövalye Komutan

Kahraman sayfası

Aldric, Calvareth İmparatorluğu'nun en genç şövalye komutanı olduğunda henüz yirmi dokuz yaşındaydı. Savaş meydanlarında kazandığı zaferler, onu halkın gözünde yaşayan bir efsaneye dönüştürmüştü. İmparatorun en güvendiği asker olarak sarayın kapılarını koruyor, kraliyet ailesinin güvenliğinden sorumlu tutuluyordu. Fakat Kül Gecesi'nden önceki gece, imparator Aldric'i gizlice huzuruna çağırdı ve ona kimsenin bilmediği bir görev verdi: Prenses Aurelle'i başkentten kaçırmak. Aldric, imparatorun neden böyle bir emir verdiğini sormaya cesaret edemedi. Yalnızca tek bir şey duydu: “Eğer sabaha kadar burada kalırsan, hepimizin düşmanı olacaksın.”

Aldric prensesi kurtarmayı başardı, ancak saray yandığında bütün kanıtlar onun ihanet ettiğini gösteriyordu. İmparatorun kayboluşundan sorumlu tutuldu, rütbeleri elinden alındı ve bir zamanlar koruduğu askerler tarafından avlanmaya başlandı. Onu kurtaran kişi ise en yakın dostu, kraliyet muhafızlarının başındaki Komutan Darion'du. Darion, Aldric'in kaçmasına yardım ederken kendi ailesini sarayın cellatlarına teslim etmek zorunda kaldı. Aldric, dostunun fedakârlığını öğrendiğinde intikam yemini etti; fakat intikamını kime yöneltmesi gerektiğini bilmiyordu. Çünkü elindeki tek ipucu, imparatorun mührünü taşıyan ve üzerinde kendi ailesinin arması bulunan siyah bir yüzüktü.

Yıllar sonra Aldric, parçalanmış krallıkları birleştirmek isteyenlerin önüne yeniden çıktı. Amacı tahtı ele geçirmek değil, imparatorun gerçek katilini bulmaktı. Ancak Prenses Aurelle'in artık hayatta olmadığını ve onun kimliğini taşıyan kişinin başka biri olduğunu öğrendiğinde bütün inancı sarsıldı. Daha da kötüsü, Darion'un ölümünden önce bıraktığı mektup Aldric'in ailesinin İmparatorluk kurulmadan önce İlk Taht'ı koruyan kişilerden olduğunu ortaya çıkardı. Aldric'in kaderi artık bir komutanın intikamından ibaret değildi: Ya tahtın altında uyuyan kötülüğü sonsuza dek mühürleyecek ya da kendi kanından gelen bir sırrı korumak için bütün dünyayı ateşe verecekti.

Seraphine

Işık Dokuyan

Kahraman sayfası

Seraphine, çocukken terk edilmiş bir tapınağın merdivenlerinde bulundu. Onu yetiştiren rahipler, gözlerinin karanlıkta bile altın gibi parladığını fark ettiklerinde bunun kutsal bir işaret olduğuna inandılar. Seraphine büyüdükçe sıradan büyücülerin yapamadığı bir yetenek geliştirdi: İnsanların anılarını, yeminlerini ve kaderlerini birbirine bağlayan görünmez ışık ipliklerini görebiliyordu. Bu iplikleri dokuyarak yaraları iyileştirebiliyor, yalanları açığa çıkarabiliyor ve unutulmuş anıları geri getirebiliyordu. Fakat her dokunuşun bir bedeli vardı. Başkasının acısını iyileştirdiğinde o acının bir parçası kendi ruhuna yerleşiyordu.

Kül Gecesi'nde Seraphine, imparatorluk sarayının üzerinde yükselen siyah alevleri söndürmek için çağrıldı. Alevlerin sıradan bir büyüyle değil, binlerce insanın yaşam gücüyle beslendiğini gördü. Onları durdurmak için ışığını kullandığında korkunç bir şey keşfetti: İmparatorun hafızasından koparılmış bir anı, kendi ruhuna mühürlenmişti. Bu anıda imparator, siyah pelerinli bir kadınla konuşuyordu. Kadının yüzü görünmüyordu ama sesi Seraphine'in yıllar önce kendisini bulan rahibin sesiyle aynıydı. Rahip aslında ölmüştü; daha doğrusu, Seraphine onun ölümüne bizzat tanık olmuştu. Bu imkânsızlık, Seraphine'in bütün hayatının başkalarının ördüğü bir yalan olabileceğini düşündürdü.

Gerçeği ararken Seraphine, Aldric ile karşılaştı ve onun zihninde imparatorun son emrini gördü. Ancak bu anı, imparatorun gerçekten ne söylediğini göstermiyordu; yalnızca Aldric'in hatırlamasına izin verilen kısmı gösteriyordu. İkisi birlikte kayıp anıların izini sürerken Seraphine, Işık Dokuyanların aslında insanlığın kaderini korumak için değil, İlk Taht'ın geçmişte yaptığı değişiklikleri gizlemek için yaratıldığını öğrendi. En büyük sırrı ise kendi varlığıydı: Seraphine, bir zamanlar İlk Taht'a karşı savaşmış ve tarihten silinmiş bir kraliçenin yeniden dünyaya gelmiş ruhuydu. Tahtın hakikatini ortaya çıkarmak için bütün anıları serbest bırakması gerekiyordu; fakat bunu yaparsa kendisini seven herkesin en karanlık sırları da açığa çıkacaktı.

Kaelen

Ateş Büyücüsü

Kahraman sayfası

Kaelen, kuzeydeki Volkar dağlarında doğdu. Halkı, ateşi yalnızca bir silah değil, geçmişin günahlarını temizleyen kutsal bir güç olarak görüyordu. Babası dağ klanlarının baş büyücüsüydü ve Kaelen'i bir gün kendi yerine geçmesi için yetiştirmişti. Ancak Kaelen'in ateşi diğerlerinden farklıydı: Alevleri yalnızca yakmıyor, yaktığı şeylerin geride bıraktığı izleri de yok ediyordu. Bir gün öfkesine yenilerek kendi köyünü ateşe verdiğinde yangın yalnızca evleri değil, köyde yaşayan insanların bütün hatıralarını da yok etti. Kendi annesinin yüzünü bile hatırlayamayan Kaelen, gücünü kontrol etmeyi öğrenmek için dağları terk etti.

Yıllar sonra imparatorluğun savaşlarına katıldı ve bir kuşatmada tek başına düşman ordusunu durdurarak ün kazandı. Bu başarının ardından saraya çağrıldı. İmparator ona, İlk Taht'ın altında hapsedilmiş kadim bir gücü yok etmesini emretti. Kaelen, emri yerine getirdiğini sanarak mühür odasını ateşe verdi; ancak mühür kırıldığında odanın içinde bir canavar değil, zincirlenmiş bir adam buldu. Adam, Kaelen'in babasıydı. Yirmi yıl önce öldüğü söylenen babası, İlk Taht'ın sırlarını koruduğu için canlı canlı mühürlenmişti. Kaelen onu kurtarmaya çalışırken babası son nefesinde, “Seni ben doğurmadım, oğlum. Seni ateşin içinden aldım,” dedi ve kül olup dağıldı.

Bu sözler Kaelen'i intikamın karanlığına sürükledi. İmparatorluğun bütün arşivlerini yaktı, kendisini kullanan soyluları avladı ve sonunda Nyx'in karanlık tarikatıyla geçici bir ittifak kurdu. Nyx ona babasının ölümünü açıklayabileceğini vaat etti; karşılığında Kaelen'in İlk Taht'ı tamamen yok etmesini istedi. Fakat Kaelen, babasının bıraktığı son anıyı Seraphine'e gösterdiğinde gerçek ortaya çıktı: Kaelen, tahtın ilk koruyucularından birinin kanından geliyordu ve ateşi, tahtın mühürlerini kırabilen tek güçtü. Dünyayı kurtarmak için tahtı yakması gerekiyordu. Ne var ki tahtın yok olması, mühürlü ruhların tamamını serbest bırakacak ve milyonlarca insanın ölümüne yol açabilecekti.

Vex

Gece Bıçağı

Kahraman sayfası

Vex'in gerçek adı, kimsenin bilmediği bir çocukluk anısı kadar uzakta kalmıştı. Daha sekiz yaşındayken ailesi, başkentteki soyluların düzenlediği gizli bir katliamda öldürülmüştü. O gece evlerine giren katillerin yüzlerinde maske vardı; ancak Vex, kaçarken katillerden birinin bileğinde taşıdığı gümüş armanın görüntüsünü asla unutmadı. Sokaklarda büyüdü, hırsızlık yapmayı ve görünmeden öldürmeyi öğrendi. Zamanla Gece Bıçakları adı verilen suikastçı örgütünün en yetenekli üyesi oldu. Örgüt ona yeni bir isim, yeni bir hayat ve tek bir amaç verdi: İmparatorluğun sırlarını korumak adına tehlikeli insanları ortadan kaldırmak.

Vex'e verilen en önemli görev, Kül Gecesi'nden önce sarayda çalışan bir kâtibi öldürmekti. Kâtip, İlk Taht'ın gerçek tarihini yazmış ve belgeleri gizlice şehir dışına çıkarmaya hazırlanmıştı. Vex onu bulduğunda adamın öldürülmeyi beklediğini gördü. Kâtip kaçmak yerine ona bir defter uzattı. Defterde Vex'in ailesinin adları ve onları öldürme emrini veren kişinin imzası vardı: Gece Bıçakları'nın kurucusu Lord Corvane. Vex'in bütün hayatı, ailesinin intikamını almasını engellemek için tasarlanmış bir tuzaktan ibaretti. Örgüt onu hem ailesini öldürenlerden biri hâline getirmiş hem de kendi kurbanlarının peşinde koşmaya zorlamıştı.

Vex, Corvane'ı öldürmek için saraya sızdığında onun yıllar önce öldüğünü öğrendi. Örgütü artık başka biri yönetiyordu ve bu kişi Vex'in çocukluk arkadaşı, kardeşi gibi gördüğü Liora'ydı. Liora, ailesinin katliamını gerçekleştirenlerin aslında imparatorun emriyle hareket ettiğini ve Corvane'ın yalnızca günah keçisi yapıldığını iddia etti. Vex, kime inanacağını bilemeden örgütten ayrıldı ve Aldric'in grubuna katıldı. Fakat asıl sırrı, kendi ailesinin ölüm emrinin altında gizliydi: Babası, İlk Taht'ın yerini bilen son haritacıydı ve Vex'in annesi, tahtı koruyan gizli hanedanın varisiydi. Vex'in intikamı, sonunda kendi ailesinin yüzyıllardır sakladığı sırrı açığa çıkarmasına bağlıydı.

Thrag

Canavar Efendisi

Kahraman sayfası

Thrag, insanların haritalarında bile gösterilmeyen Karaorman'da doğdu. Çocukluğundan beri hayvanlarla konuşabildiğine, onların korkularını ve acılarını hissedebildiğine inanılıyordu. Kabilesi bu yeteneği kutsal kabul ederken komşu krallıklar onu bir tehdit olarak gördü. Bir imparatorluk ordusu Karaorman'a girdiğinde Thrag'ın kabilesi katledildi, orman yakıldı ve hayvanlar zincire vurularak savaşlarda kullanılmak üzere götürüldü. Thrag, ağır yaralı hâlde kaçmayı başardı. Yıllarca ormanda tek başına yaşadı ve kendisine saldıran insanlara karşı vahşi yaratıklardan oluşan bir ordu kurdu. Onun gözünde artık insanlar, doğayı sömüren ve kendi korkularını başkalarının kanıyla bastıran bir türden ibaretti.

Thrag'ın adı kısa sürede krallıklara yayıldı. Bir kaleyi ele geçirmek için gönderilen orduların hiçbirinden geriye asker kalmıyordu. Fakat Thrag'ın saldırılarından birinde, askerlerin arasında zincire vurulmuş çocukların bulunduğunu fark etti. Onları kurtarmak için kendi yaratıklarına geri çekilme emri verdi. Çocuklardan biri, yıllar önce Karaorman'ı yakan generalin kızı Tamsin'di. Tamsin, babasının emrinin aslında imparatorluk sarayından geldiğini ve Karaorman'daki yaratıkların İlk Taht'ın koruyucuları olduğuna dair bir belge bulduğunu söyledi. Thrag, hayatını adadığı intikamın yalnızca bir generalin değil, yüzyıllardır devam eden bir taht oyununun sonucu olduğunu anladı.

Tamsin'i korumaya karar vermesi, Thrag'ı kendi ordusuyla karşı karşıya getirdi. En sadık yoldaşı olan dev kurt Ulgor, bir tuzak sırasında ölümcül biçimde yaralandı ve Thrag'ı kurtarmak için kendini düşman mızraklarının önüne attı. Ulgor'un ölümü Thrag'ın içindeki insanlara duyduğu son merhameti de yok edecek gibiydi. Ancak yaratıkların, İlk Taht'ın yok edilmesi hâlinde dünyadan silineceğini öğrendiğinde karar vermek zorunda kaldı: İnsanlığın intikamını almak mı, yoksa nefret ettiği dünyanın tüm canlılarını kurtarmak mı? Thrag, Aldric'in ittifakına katıldı ama tek bir şart koydu: Savaş bittiğinde hiçbir kral, hiçbir orman üzerinde mutlak hâkimiyet kuramayacaktı.

Morwen

Mezar Çağıran

Kahraman sayfası

Morwen, doğumundan itibaren ölümle iç içeydi. Babası bir mezarcı, annesi ise kraliyet sarayında hekimdi. Küçük yaşta ölen kardeşinin sesini geceleri duyduğunu söylediğinde kimse ona inanmadı. Fakat on altı yaşına geldiğinde ölülerin ruhlarını çağırabildiğini keşfetti. Başlangıçta bu gücü kayıp yakınlarıyla son kez konuşmak için kullandı; ardından hastalıkların ve savaşların kurbanlarını diriltmeye çalıştı. Ancak geri getirdiği her ruhun bir parçası dünyaya bağlı kalıyor, yaşayanlarla ölüler arasındaki sınır biraz daha inceliyordu. Saray bu yeteneğini öğrenince Morwen'i gizlice hizmetine aldı ve onu imparatorun en karanlık sırlarını öğrenmek için kullandı.

Kül Gecesi sırasında Morwen, sarayın altındaki mezar odasında imparatorun cesedini bulması için çağrıldı. Ancak orada tek bir ceset yerine yüzlerce imparatorun bedenini gördü. Hepsi farklı çağlarda yaşamıştı ve hepsi aynı yüzü taşıyordu. Ruhlarını çağırdığında her biri aynı cümleyi söyledi: “Taht bizi öldürmedi; biz tahtı yaşatmak için öldük.” Morwen, imparatorluk hanedanının nesiller boyunca aynı kişiyi yeniden dünyaya getirdiğini ve her yeni hükümdarın öncekinin anılarıyla beslendiğini öğrendi. O gece kaybolan imparatorun ölmediğini, yalnızca bedenini terk ettiğini anladı. Fakat Morwen'in gücü de bu sırra bağlıydı: Onun ruhlarla konuşabilmesinin nedeni, kendi kalbinin çocukluğunda öldüğünde geri getirilmiş olmasıydı.

Morwen, geçmişte dirilttiği ruhların aslında kendisine yardım etmek yerine onu yönlendirdiğini fark ettiğinde artık geri dönüşü yoktu. Özellikle annesinin ruhu, Morwen'i İlk Taht'a götürmeye çalışıyordu. Annesi, imparatorluğun ilk günlerinde tahtın korunması için kendi ruhunu feda etmiş ve kızını doğaüstü bir bağla ona bağlamıştı. Morwen'in önünde iki seçenek vardı: Bütün ölüleri son kez dirilterek tahtın sırlarını açığa çıkarmak ya da ölülerin huzurunu korumak için gerçeği sonsuza kadar gömmek. Fakat tahtın yok edilmesi hâlinde Morwen'in içinde yaşayan bütün ruhlar da özgür kalacaktı. Buna kendi kardeşi de dâhildi; onu ikinci kez kaybetmek, Morwen'in şimdiye kadar verdiği en ağır fedakârlık olacaktı.

Grimhold

Demir Bekçi

Kahraman sayfası

Grimhold'un gerçek adı, demir maskesinin ardında unutulmuştu. Bir zamanlar sarayın en büyük demircilerinden biriydi ve kraliyet muhafızları için zırhlar yapıyordu. Bir gün ustasının emriyle yerin altında bulunan gizli bir odaya indirildi. Orada sıradan metallerden yapılmamış, insan sesleriyle yankılanan siyah bir cevher gördü. Ustası bu cevherin İlk Taht'ın kalıntılarından çıkarıldığını ve onunla yapılan silahların sahiplerine ölümsüzlük vereceğini söyledi. Grimhold, bunun bir yalan olduğunu çok geç anladı. Cevherle dövülen ilk zırh kendi bedenine giydirildiğinde metal derisine kaynadı ve onu canlı bir kaleye dönüştürdü. Artık yorulmuyor, yaşlanmıyor ve acı hissetmiyordu; ancak zırhını çıkarmak da mümkün değildi.

Kül Gecesi'nden sonra Grimhold'a tahtın altındaki kapıyı koruma görevi verildi. Yüz yıl boyunca oradan geçen herkesi durdurdu; krallar, büyücüler ve suikastçılar onun kılıcının altında can verdi. Zaman içinde insanların adlarını unuttu ama koruması gereken şeyin ne olduğunu hiç sorgulamadı. Bir gün kapının önüne gelen yaşlı bir kadın, ona demir zırhının içinde hâlâ yaşayan bir adam bulunduğunu söyledi. Kadın, Grimhold'un eski ustasının kızıydı ve babasının ölümünden önce yazdığı defteri taşıyordu. Defterde Grimhold'un zırhının aslında kapının kilidi olduğu, kapı açılırsa onun bedeninin parçalanacağı yazıyordu. Daha da kötüsü, Grimhold'un koruduğu kapının arkasında bir canavar değil, tahtın gerçek varisi hapsedilmişti.

Aldric'in grubu kapıya ulaştığında Grimhold, ilk kez görevini yerine getirmekle doğru olanı yapmak arasında kaldı. Seraphine onun zırhındaki ışık ipliklerini inceledi ve Grimhold'un kalbinin hâlâ attığını keşfetti. Onu serbest bırakmak, kapının açılması ve yüzyıllardır saklanan varisin uyanması demekti. Grimhold sonunda kılıcını yere bıraktı. Kapıyı açtığında zırhı çatlamaya başladı, fakat beklediği gibi ölmedi. İçeriden çıkan varis, ona “Beni korumadın, Grimhold. Beni kendi halkımdan korudun,” dedi. Bu söz, Grimhold'un bütün hayatını sorgulamasına neden oldu. Şimdi son görevi, tahtın kapısını bir kez daha kapatmak değil, kendisini yaratan düzeni sona erdirmekti.

Sylvara

Yaban Yürek

Kahraman sayfası

Sylvara, eski krallıkların sınırları çizilmeden önce var olan Yaban Halkı'nın son çocuklarından biriydi. Onun halkı ağaçların, nehirlerin ve hayvanların ruhlarıyla anlaşmalar yapar, doğanın dengesini korurdu. Ancak imparatorluk büyüdükçe ormanlar kesildi, kutsal kaynaklar kurutuldu ve kadim anlaşmalar unutuldu. Sylvara'nın annesi, halkını korumak için imparatorlukla bir anlaşma yapmaya çalıştı ama saray elçileri onu hain ilan etti. Bir gece köyleri yakıldı ve annesi, Sylvara'nın gözleri önünde idam edildi. Sylvara, annesinin son sözlerini yıllarca hatırladı: “Doğa intikam almaz, kızım. Yalnızca borçlarını tahsil eder.”

Sylvara büyüdüğünde krallıkların avcılarından, askerlerinden ve kaçak büyücülerinden oluşan küçük bir topluluk kurdu. Ormanın derinliklerinde saklanan bu topluluk, imparatorluğun kaynaklarını taşıyan kervanlara saldırıyor, esirleri kurtarıyor ve kutsal bölgeleri koruyordu. Sylvara'nın en büyük düşmanı, annesini öldüren General Hargrim'di. Onu öldürme fırsatı bulduğunda Hargrim'in artık yaşlı ve hasta olduğunu, kendi askerleri tarafından bile terk edildiğini gördü. General, Sylvara'ya annesinin aslında idam edilmediğini, İlk Taht'ın ormanla kurduğu bağı kesmek için kendisini feda ettiğini söyledi. Bu fedakârlık, doğanın bütün gücünü bir çocuğa aktarmak için yapılmıştı. Sylvara, kendi güçlerinin annesinin ölümüyle başladığını anladı.

Sylvara'nın kaderi, Thrag ile yolları kesiştiğinde değişti. İkisi başlangıçta birbirlerini tehdit olarak gördü; Thrag insanlığın tamamını düşman sayarken Sylvara hâlâ değişimin mümkün olduğuna inanıyordu. Zamanla aralarında derin bir dostluk kuruldu. Sylvara, İlk Taht'ın köklerinin ormanın altına uzandığını ve onun dünyanın yaşam enerjisini tükettiğini keşfettiğinde, tahtı yok etmenin bütün doğayı da öldürebileceğini anladı. Tahtı yaşatmak ise ormanların yavaş yavaş yok olması demekti. Son savaşta Sylvara, kendi yaşamını kadim ağaçlara bağlayarak tahtın beslediği enerjiyi kesmeye karar verdi. Thrag onu durdurmak istedi, ancak Sylvara'nın seçimi bir intikam değil, annesinin kendisine bıraktığı borcu ödeme biçimiydi.

II. Gölgedeki Güçler

Nyx

Hiçlik Çağıran

Kahraman sayfası

Nyx'in doğumuna tanık olan hiçbir ebeveyn yoktu. Yirmi yıl önce, kuzeydeki terk edilmiş bir gözlemevinde gökyüzünün yarıldığı ve bütün ışığın tek bir noktaya çekildiği gece ortaya çıkmıştı. Onu bulan rahipler, bebeğin ağlamadığını ve etrafındaki mumların alevlerinin kendiliğinden söndüğünü fark ettiler. Nyx büyüdükçe yalnızca karanlığı yönetmediğini, var olmayan şeyleri de dünyaya çağırabildiğini keşfetti. Bir nesnenin gölgesini değil, varlığının kendisini silebiliyordu. Ancak bu gücün karşılığında kendi geçmişinden parçalar kaybediyordu. İlk kez bir insanı hiçliğe gönderdiğinde çocukluğuna dair bütün anıları silindi. İkinci kez yaptığında ise yüzünü hatırladığı tek kişinin adını unuttu.

Nyx, imparatorluğun karanlık koridorlarında yükselen gizli tarikatın lideri olduğunda ona Hiçlik Çağıran adını verdiler. Tarikat, İlk Taht'ın bir hükümdarlık aracı değil, dünyayı gerçeklikten koparan bir zincir olduğuna inanıyordu. Nyx'in amacı tahtı ele geçirmek değil, onu tamamen yok etmekti. Bu nedenle Kaelen'e babasının sırrını açıklamayı teklif etti ve Vex'in örgütüne imparatorluk arşivlerini çaldırdı. Ancak tarikatın içindeki herkes aynı amaca hizmet etmiyordu. Sağ kolu olan Maskeli Kâtip, Nyx'in her büyüsünde kaybettiği anıları gizlice topluyor ve bunları kendi bedeninde saklıyordu. Kâtip'in asıl amacı, Nyx'in kim olduğunu tamamen öğrendiğinde onun yerine geçmekti.

Nyx, Aldric ve Seraphine'le karşılaştığında onları düşman olarak gördü. Fakat Seraphine onun ruhunda, henüz doğmadan önce yaşanmış bir olaya ait anılar buldu: Nyx, İlk Taht'ın yaratıldığı çağda yaşamış ve tahtı ilk mühürleyen büyücünün kızı olmuştu. Yüzyıllar boyunca defalarca yeniden doğmuş, her seferinde tahtı yok etmeye çalışmıştı. Kendisini bir kurtarıcı olarak görürken aslında her yeniden doğuşunda dünyaya yeni felaketler getirmişti. Nyx'in son planı, bütün gerçekliği bir anlığına hiçliğe çevirerek İlk Taht'ı tarihten silmekti. Fakat bu işlem gerçekleşirse kendisi dâhil hiç kimsenin var olmamış olma ihtimali vardı. Nyx, ilk kez intikamını tamamlamakla sevdiği insanların varlığını korumak arasında bir seçim yapmak zorunda kaldı.

Zephyr

Fırtına Kâhini

Kahraman sayfası

Zephyr, gökyüzünün sürekli fırtınalarla kaplı olduğu Asterion Adaları'nda doğdu. Halkı, geleceği rüzgârların yönünden ve şimşeklerin sesinden okumaya çalışırdı. Zephyr ise diğer kâhinlerden farklı olarak tek bir geleceği değil, mümkün olan bütün gelecekleri görebiliyordu. Çocukken gördüğü ilk büyük kehanet, kendi adını taşıyan bir fırtınanın bir krallığı yok edeceğini söylüyordu. Ailesi bu kehanetten korkarak onu bir tapınağa kapattı. Yıllarca dış dünyadan uzak yaşayan Zephyr, kehanetlerin geleceği göstermediğini, bazen insanların korkularını gerçek kıldığını öğrendi. Tapınaktan kaçtığı gece adalarına döndüğünde ailesinin ve halkının ortadan kaybolduğunu gördü. Geride yalnızca gökyüzüne kazınmış bir işaret vardı: siyah bir yıldız.

Zephyr, imparatorluğun sarayına kâhin olarak çağrıldığında İmparator'un Kül Gecesi'nden çok önce kendi ölümünü gördüğünü keşfetti. Saray arşivlerinde bulunan kehanetleri inceledikçe bütün önemli olayların aynı el tarafından yönlendirildiğini fark etti. Tahta çıkacak hükümdarlar, savaşları kazanacak generaller ve ihanete uğrayacak müttefikler daha doğmadan önce belirlenmiş gibiydi. Zephyr, bu düzeni bozmak için Aldric'e yardım etmeye başladı; fakat onun verdiği her bilgi, gelecekte başka bir felakete yol açıyordu. Sonunda en güvendiği çırağı Orien'in kendisini sattığını öğrendi. Orien, Zephyr'in kehanetlerini çalıp krallıklara satmış, karşılığında kendi ailesinin taht üzerindeki haklarını geri kazanmıştı. Bu ihanetin sonucunda Zephyr'in doğduğu adalar, imparatorluk ordusu tarafından yok edilmişti.

Zephyr, Orien'i öldürmek yerine onun gördüğü geleceği değiştirmeye karar verdi. İlk Taht'ın üzerinde gerçekleşen son savaşta gökyüzünün bütün ihtimallerini aynı anda açığa çıkaracak bir büyü hazırladı. Ancak her olası geleceğin bir bedeli vardı: Birinde Aldric ölüyor, diğerinde Seraphine tahtı ele geçiriyor, bir başkasında ise dünya sonsuz bir fırtınaya gömülüyordu. Zephyr, kendisinin hiçbir gelecekte hayatta kalmadığını gördüğünde ilk kez korkmadı. Çünkü kehanetlerin gösteremediği tek şey, insanların başkaları için yapmayı seçtiği fedakârlıklardı. Son fırtınayı kendi yaşamıyla başlatıp diğer kahramanlara özgür iradelerini geri verebilirdi. Fakat bunu yaptığında yalnızca kendisi değil, geleceği gören bütün kâhinler de güçlerini kaybedecekti.

Isolde

Kan Kontesi

Kahraman sayfası

Isolde, Calvareth'in en eski soylu ailelerinden birinin varisiydi. Ailesi, imparatorluğun kuruluşundan beri tahtın yanında yer almış, krallarla evlilikler yaparak siyasi gücünü artırmıştı. Ancak Isolde'nin ailesi sıradan insanlar değildi. Nesiller önce İlk Taht'ın gücünden yararlanarak kanlarıyla bir anlaşma yapmışlar ve ölümün kendilerini yönetemeyeceği bir soy yaratmışlardı. Bu ölümsüzlük, onlara güç ve uzun yaşam verirken başkalarının yaşam enerjisine bağımlı kılıyordu. Isolde çocukken bu gerçeği öğrendiğinde ailesinin bir canavarlar hanedanı olduğunu düşündü. Annesi ise ona, “Biz canavar olmadık. Canavarların hüküm sürdüğü dünyada hayatta kalmayı öğrendik,” dedi.

Isolde, Kan Kontesi unvanını babasının ölümünden sonra aldı. Saraydaki taht oyunlarını ustalıkla yönetiyor, kralların sırlarını satın alıyor ve düşmanlarını çoğu zaman kılıç çekmeden alt ediyordu. Kül Gecesi'nden önce imparatorla gizli bir anlaşma yapmıştı: İmparatorluk içindeki bir isyanı bastırmasına yardım edecek, karşılığında ailesinin kanını İlk Taht'a bağlayan lanet kaldırılacaktı. Ancak anlaşmanın imzalandığı gece imparator ortadan kayboldu ve Isolde'nin saraya gönderdiği bütün muhbirler öldürüldü. Suç onun üzerine atıldı. Üstelik yıllardır yanında taşıdığı danışmanı Lord Valerian'ın aslında Isolde'nin babasının ölüm emrini veren kişi olduğu ortaya çıktı. Valerian, tahtın yok edilmesini istemiyordu; çünkü kendi ölümsüzlüğünü bu düzene borçluydu.

Isolde, intikam almak için Valerian'ın bütün müttefiklerini birbirine düşürdü ve krallıklar arasında gizli bir savaş başlattı. Ancak Seraphine, Isolde'nin kanında tahtın eski hükümdarlarından birine ait anılar bulduğunda onun ailesinin lanetinin bir bedel değil, bir muhafızlık yemini olduğunu keşfetti. Isolde'nin ataları, tahtın içindeki varlığın dünyaya çıkmasını engellemek için kendi kanlarını mühür olarak kullanmışlardı. Lanet kaldırılırsa ölümsüzlük sona erecek, fakat mühür de zayıflayacaktı. Isolde'nin en büyük arzusu özgür olmaktı; buna rağmen kendi soyunun son üyesi olarak bu yükü taşıması gerekiyordu. Son savaşta Valerian'ı öldürmek ile onun yerine geçerek yeni bir kan hanedanı kurmak arasında seçim yapacaktı. Her iki seçenek de onu güçlü kılacaktı, ancak yalnızca birinde gerçekten özgür olabilecekti.

Maren

Boğulmuş Kraliçe

Kahraman sayfası

Maren, bir zamanlar deniz kıyısındaki Lythara Krallığı'nın hükümdarıydı. Halkı onu adaletli ve merhametli bir kraliçe olarak tanırdı. Kıtlık zamanında kraliyet hazinesini halka dağıtmış, savaş esirlerini serbest bırakmış ve komşu krallıklarla barış anlaşmaları imzalamıştı. Ancak barış, sarayın içindeki soyluların çıkarlarına zarar veriyordu. Başbakan Caedmon, Maren'in yönetimini devirmek için deniz tanrılarına adanmış eski bir ritüeli kullandı. Bir gece sarayın altındaki su kanallarını açtırarak kraliçeyi taht odasında boğulmaya terk etti. Maren ölürken, kendi muhafızlarının kapıyı dışarıdan kilitlediğini gördü. Son nefesinde Caedmon'un elindeki yüzüğü fark etti: Bu, imparatorlukta yalnızca İlk Taht'ın hizmetkârlarına verilen bir yüzüktü.

Maren'in cesedi bulunamadı. Yıllar sonra denizciler, sislerin arasında eski kraliyet gemisinin dolaştığını ve güvertesinde su damlatan bir kadının durduğunu anlatmaya başladı. Maren, yaşayanların dünyasına geri dönmüştü ama artık nefes almıyor, yemek yemiyor ve karaya çıktığında bedeninden deniz suyu akıyordu. Kendisini öldürenlerden intikam almak için batık gemileri, deniz canavarlarını ve boğulmuş askerlerin ruhlarını emrine aldı. Kıyı şehirleri korkuyla ona Boğulmuş Kraliçe adını verdi. Ancak Maren'in intikamı zamanla değişti. Caedmon çoktan ölmüş, krallığı ise başka hanedanlar arasında paylaşılmıştı. Onun asıl düşmanı, kendisini öldüren insanların arkasındaki kadim düzen hâline geldi.

Maren, Morwen'in çağırdığı ölülerden birinin kendi eski danışmanı olduğunu öğrendiğinde tahtın altındaki sırra ulaştı. Danışmanı, Caedmon'un yalnızca bir kukla olduğunu ve Maren'in öldürülmesinin asıl amacının deniz ile İlk Taht arasındaki bağı koparmak olduğunu açıkladı. Maren'in krallığı, tahtın gücünü dengeleyen kadim deniz mühürlerinden birini koruyordu. Onun ölümüyle mühür zayıflamış, okyanusların derinliklerinde uyuyan bir varlık uyanmaya başlamıştı. Maren artık yalnızca kendi ölümünün intikamını almak istemiyordu; halkının hayatta kalanlarını kurtarmak istiyordu. Bunun için denizin altındaki sarayını ve bütün hayalet ordusunu mühürle birlikte feda etmesi gerekecekti. Maren'in son kararı, bir kraliçenin tahtını geri alması değil, bir zamanlar yönettiği halkı ikinci kez terk etmemesi olacaktı.

Ksarra

Kovan Ana

Kahraman sayfası

Ksarra, insanların dünyasının altında uzanan devasa bir yeraltı uygarlığının hükümdarıydı. Onun halkı, Kovanlılar, tek bir zihne bağlı binlerce canlıdan oluşuyordu. Her birey kendi düşüncelerine sahip olsa da bütün anıları ve duyguları Kovan Ana'nın zihninde birleşiyordu. Ksarra, halkını yüzyıllarca insanlardan uzak tutmuştu. İnsan krallıkları maden kazdıkça Kovanlıların tünelleri parçalanmış, yumurtaları ezilmiş ve besin kaynakları yok olmuştu. Ksarra başlangıçta insanlarla barış yapmayı denemiş, fakat elçileri saraylara ulaştığında canlı örnekler olarak hapsedilmişlerdi. Bu olaydan sonra Kovan Ana, yüzey dünyasını düşman ilan etti. İnsanların şehirlerini ele geçirip bütün canlıları kendi kovanına bağlamayı planladı.

Kül Gecesi'nden sonra Ksarra, yeraltında tuhaf bir değişim hissetti. Kovanın en yaşlı bireyleri aynı rüyayı görmeye başladı: Siyah bir tahtın çevresinde diz çökmüş binlerce böcek ve başsız bir kral. Rüyanın ardından Kovanlıların bazıları kendi iradelerini kaybediyor, Ksarra'nın emirlerine karşı geliyordu. Ksarra, bu etkinin İlk Taht'tan geldiğini öğrendiğinde yüzey dünyasına bir keşif birliği gönderdi. Birliğin başındaki genç savaşçı Vhara, geri döndüğünde insan biçiminde değildi; bedenine siyah metal parçaları kaynamış ve zihni başka bir sesle dolmuştu. Vhara, Ksarra'ya tahtın Kovanlıları insanlardan daha kolay kontrol edebileceğini söyledi. Ksarra onu öldürmek zorunda kaldı, fakat son anda Vhara'nın zihninde kendi annesinin sesini duydu.

Ksarra, Seraphine'in yardımıyla Kovanlıların kökenine dair korkunç bir gerçeği keşfetti: Onların ortak zihni, İlk Taht'ın ilk çağlarda yaptığı bir deneyin sonucuydu. Taht, bütün canlıların düşüncelerini birleştirerek kusursuz bir hükümdarlık yaratmak istemiş, ancak deney başarısız olunca Kovanlılar yeraltına kaçmıştı. Ksarra'nın ataları bu yüzden tahtın en güçlü düşmanları olmuştu. Şimdi taht yeniden uyanırken Kovan Ana'nın zihni, binlerce bireyin iradesini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Ksarra'nın halkını kurtarmak için ortak zihinsel bağı geçici olarak koparması gerekiyordu. Bu, her Kovanlıya özgürlük verecek ama Ksarra'nın binlerce evladıyla arasındaki bağı sonsuza kadar bitirebilecekti. Kendi halkının kraliçesi olarak kalmak mı, yoksa halkının kendi başına yaşayabilmesini sağlamak mı? Ksarra'nın önündeki asıl savaş buydu.

Ixion

Yıldızsız Kâhin

Kahraman sayfası

Ixion, hiçbir yıldızın görünmediği bir gecede doğdu. Gökyüzünü inceleyen kâhinler, onun doğumuyla birlikte bütün takımyıldızların bir anlığına kaybolduğunu kaydetti. Çocukken gökyüzüne baktığında ışıklar yerine boşluklar görüyordu. Diğer kâhinler geleceği yıldızlardan okurken Ixion, yıldızların sakladığı şeyleri görebiliyordu. Ona göre evren yalnızca var olanlardan ibaret değildi; gerçekleşmemiş olaylar, unutulmuş dünyalar ve hiç doğmamış insanlar da bir yerlerde iz bırakıyordu. Bu nedenle kendisine Yıldızsız Kâhin adını verdi. Gençliğinde bir kehanet yayımladı: “Bir gün bütün krallar aynı düşmanı öldürmek için birleşecek, fakat zafer kazandıkları anda düşmanlarının kim olduğunu unutacaklar.” Saray bu kehaneti yasakladı ve Ixion ortadan kayboldu.

Yıllar sonra Ixion, terk edilmiş gözlemevlerinde ve unutulmuş kütüphanelerde yeniden ortaya çıktı. Her krallığın arşivinde aynı el yazısıyla yazılmış belgeler bulunmaya başladı. Bu belgeler, imparatorluğun gerçek tarihini ve İlk Taht'ın hiçbir zaman tek bir hükümdara ait olmadığını anlatıyordu. Aldric, bu belgelerden birini bulduğunda Ixion'un kendisini yıllardır takip ettiğini öğrendi. Fakat Ixion bir müttefik değildi; onun planı, tahtın gerçek gücünü açığa çıkarmak için bütün kahramanların birbirlerine ihanet etmelerini sağlamaktı. Ona göre dostluk, insanların hakikati görmesini engelleyen bir zayıflıktı. Bu yüzden Seraphine'in anılarını çalmış, Zephyr'in kehanetlerini değiştirmiş ve Isolde'nin ailesine ait eski belgeleri yanlış ellere ulaştırmıştı. Her ihanet, onun hesapladığı büyük sonuca biraz daha yaklaştırıyordu.

Ixion'un gerçek kimliği, Seraphine ile Nyx'in birlikte açtığı bir anı kapısında ortaya çıktı. O, İlk Taht'ı yaratan yedi kâhinden biriydi. Tahtın yaratılışından sonra dünyanın gerçekliğini korumak için kendi yıldızını ve adını feda etmiş, böylece bütün geleceklerin dışına çıkmıştı. Ancak binlerce yıl boyunca geleceği izlemek onu değiştirmişti. İnsanların her çağda aynı hataları tekrarladığını gördükçe dünyayı kurtarmanın tek yolunun, insanların seçim yapma yeteneğini ortadan kaldırmak olduğuna inanmıştı. Tahtın gücünü ele geçirirse savaşları, ihaneti ve acıyı sonsuza kadar sona erdirebilirdi. Fakat bunun bedeli, özgür iradenin yok olmasıydı. Ixion'un gözünde bu bir tiranlık değil, merhametti. Aldric ve diğerleri içinse en büyük düşman artık karanlık bir yaratık değil, bütün kötülükleri ortadan kaldırmak uğruna iyiliği de yok etmeye hazır bir kurtarıcıydı.

III. Perdenin Ardındaki İsimler

Ana karakterlerin hikâyeleri, onları yönlendiren birkaç gizemli kişinin varlığıyla birbirine bağlanır. Bu kişiler, savaşın ortasında ortaya çıkar ve çoğu zaman kahramanların bildiği gerçekleri altüst eder.

Lord Corvane / Maskelerin Efendisi

Gece Bıçakları'nın kurucusu olarak bilinen Corvane'ın gerçekten yaşayıp yaşamadığı belirsizdir. Farklı dönemlerde farklı yüzlerle ortaya çıkmış, Vex'in ailesinin katliamından Kraliyet Muhafızları'nın tasfiyesine kadar birçok olayda adı geçmiştir. Söylentilere göre hiçbir zaman kendi yüzünü kimseye göstermemiştir. Gerçek amacı, İlk Taht'a ulaşabilecek bütün soyları birbirine düşürerek tahtın gerçek varisini yalnız bırakmaktır.

Elyra / Son Arşivci

Elyra, tarihten silinmiş olayları kaydeden gizli bir arşivin son koruyucusudur. Hiçbir krala hizmet etmez ve hiçbir büyücüye güvenmez. Kahramanlara yardım ederken bile onlardan bilgi saklar. Çünkü arşivdeki her hakikat, dünyada bir şeyin değişmesine neden olur. Elyra'nın taşıdığı defterde Kül Gecesi'nin yaşanmadığı bir geleceğe ait kayıtlar vardır. Bu kayıtlar doğruysa, felaketi durdurmanın tek yolu geçmişi değiştirmektir.

Kayıp İmparator / Tahtsız Kral

Kül Gecesi'nde kaybolan hükümdarın gerçekten öldüğünü kimse kanıtlayamamıştır. Bazıları onun Morwen'in çağırdığı ölüler arasında bulunduğuna, bazıları ise Ixion'un hizmetine girdiğine inanır. Tahtsız Kral'ın asıl sırrı, İmparatorluğu kurtarmak için kendi ölümünü sahnelemiş olmasıdır. Ancak onun kurtarmak istediği şey halkı değil, İlk Taht'ın içinde hapsedilen kendi gerçek kimliğidir.

Aynasız Kadın / İsimsiz Tanık

Hiçbir aynada yansıması görünmeyen bu kadın, Kül Gecesi'nden önce sarayda ve Kovanlıların tünellerinde görülmüştür. Aldric'in çocukluğuna, Seraphine'in doğumuna ve Nyx'in ortaya çıkışına dair ayrıntıları bilmektedir. Hiçbir tarafa açıkça katılmaz; yalnızca doğru zaman geldiğinde insanlara kendi geçmişlerinden sakladıkları bir anıyı hatırlatır. Bazılarına göre o, İlk Taht'ın ilk kurbanıdır. Diğerlerine göre ise tahtın kendisidir.

IV. Bütün Yolların Birleştiği Yer

Aldric, Seraphine, Kaelen, Vex, Thrag, Morwen, Grimhold ve Sylvara; imparatorluğun eski düzenini yıkmak isteyen güçlerle yüzleşirken Nyx, Zephyr, Isolde, Maren, Ksarra ve Ixion kendi amaçları doğrultusunda harekete geçer. İlk bakışta bu karakterlerin her biri farklı bir savaşın içindedir. Ancak zamanla bütün savaşların aynı noktaya uzandığı anlaşılır: İlk Taht'ın altındaki mühür odası.

Elyra'nın arşivinden çıkan son belge, tahtın gerçek amacını açıklar. İlk Taht, insanlara hükmetmek için yaratılmamıştır. Binlerce yıl önce dünyayı yok etmek üzere gelen bir varlığı hapsetmek amacıyla kurulmuştur. Onu mühürleyen yedi kâhin, gücü koruyabilmek için kendi soylarını farklı krallıklara dağıtmıştır. Fakat yüzyıllar geçtikçe bu soylar güç uğruna birbirleriyle savaşmaya başlamış ve tahtın gerçek işlevini unutmuştur. Ixion, bu gerçeği bilen son kâhin olarak tahtın gücünü ele geçirmek isterken Nyx onu yok etmeye çalışmaktadır. İkisinin de amacı dünyayı kurtarmaktır; fakat biri özgürlüğü, diğeri kusursuz düzeni feda etmeye hazırdır.

Sonunda bütün kahramanlar aynı odada buluşur. Aldric'in ailesinden kalan yüzük, Seraphine'in ışık iplikleri, Kaelen'in ateşi, Vex'in çaldığı arşiv belgesi, Thrag'ın koruduğu kadim yaratık, Morwen'in çağırdığı eski imparatorun ruhu, Grimhold'un demir zırhı ve Sylvara'nın doğayla kurduğu bağ, mührün bilinen sekiz parçasını oluşturur. Diğer tarafta Nyx'in hiçliği, Zephyr'in fırtınası, Isolde'nin kanı, Maren'in denizi, Ksarra'nın ortak zihni ve Ixion'un yıldızsız kehaneti, tahtın gerçek gücünü ortaya çıkarabilecek bilinen altı anahtardır. Ancak bunların hepsi bir araya geldiğinde yalnızca mühür açılmayacaktır; dünyanın geçmişi de yeniden yazılabilecektir.

İlk Taht'ın önünde son bir sır açığa çıkar: Kül Gecesi'ni başlatan kişi tek başına bir hain değildir. Her karakterin geçmişindeki ihanetler, bir zamanlar mührü güçlendirmek için yapılan anlaşmaların bozulmasının sonucudur. Kahramanlar birbirlerine güvenmeyi başaramazsa tahtın içindeki varlık özgür kalacaktır. Birbirlerine güvenirlerse de kendi en karanlık sırlarını ortaya dökmek ve yıllardır korudukları yalanlardan vazgeçmek zorunda kalacaklardır.

Ve bütün bu savaşın sonunda tahtın üzerinde kanla yazılmış yeni bir cümle belirir:

“Bir krallığı kurtarmak için bir hükümdar gerekir. Dünyayı kurtarmak içinse hiç kimsenin hükümdar olmaması.”

Kanla yazılmış

Bu söz, Aldric'in önüne son seçimi koyar: Tahtı ele geçirip parçalanmış krallıkları yeniden birleştirmek ya da bütün güçleri yok ederek insanlığın kendi geleceğini belirlemesine izin vermek. Ancak kararını vermeden önce, Aynasız Kadın son kez ortaya çıkar ve ona tek bir soru sorar:

“Ya bütün bunlar, senin tahta oturmanı sağlamak için anlatılmış bir hikâyeyse?”

Hikâyenin şimdilik sonu